Yazı Detayı
20 Şubat 2016 - Cumartesi 12:13
 
RUSLAR, BÜTÜN DEĞERLERİMİZİ ALIP GÖTÜRDÜLER
Gider'in Gündemi
bayburtsila@gmail.com
 
 


Ruslar Bayburt’u işgal ettiklerinin hemen peşine ilk iş olarak Yakutiye Medreseleri’nin bitişiğinde bulunan “Bayburd Kütüphanesi”nin binlerce yazma – taşbaskı eserlerinin yanısıra bu yapıda korunmakta olan üç telden oluşan “Sakalı Şerif”le birçok “Mukaddes Emanet”i de alıp götürdüler..
Yakutiye Medresesi’nnin bitişiğinde bulunan kütüphanenin yan sıra, o sıralarda Bayburt’ta bulunan üç büyük kütüphanenin yanı sıra birçok bilim adamının, değerli insanların özel kütüphanelerinde bulunan kitapları da zorla alıp gittiler.. İşte, Aşağı Kışlak Köyü’nden Molla Hacı Ali’nin, Molla Salih’in kitapları da bunlardan sadece ikisidir.
Bu iki kişinin kitaplarını yedi at arabası ile taşımışlardı; gerisini, kaç cilt kitap olduğunu artık siz düşünün. Kısaca vurgulamak gerekirse, Ruslar, bütün değerlerimizi alıp götürdüler! Bu eserlerin büyük bir bölümünün bugün için Petersburg’da bulunduğunu öğrenmiş bulunmaktayız.
“Rusya’nın Bayburd’u istilası tarihi ……………. 2 Temmuz 331 Ramazan” “ Bayburd’dan çekildiği tarih …………. 25 Kanunievvel 333” “Bütün bütüne çekildiği tarihi ….... 23 Kanunisani (333)” “Ermeniler’in ehrak (Taşmağazalar) vakası ve gettikleri tarih …..…. 3 Şaban 333” “İslam askeri <bayburd’a geldiği tarih …..… 8 Şaban 333”
Evet, Saygıdeğer okuyucularım; yukarıya almış olduğu bu belge şu anda BVB’de, yani elimde bulunmaktadır. Bu belge o sıralarda Bayburt’ta bulunan “Bayburd Kütüphanesi”nin Hocası (Müdürü) olan Şeyh Hacı Hasan Efendi’nin tuttuğu günlüğünde geçmektedir. 
Şeyh Hacı Hasan Efendi, kurtuluş gününden bir gün önce Bayburt’ta HAKK’ın Rahmetine kavuşmuş; kabri bugün Bayburt Ulu Camii minaresinin hemen önünde bulunmaktadır. Öğrencileri tarafından kaldırılan kabrinin mermer baş taşında, kendisinin Bayburd Kütüphanesi’nin (müdürü) olduğuna da yer verilmiştir. 
Söz konusu günlükte Bayburt’un geçmişiyle, özellikle de 1918 yılı öncesinde geçen çok önemli olaylardan söz etmekte, Bayburt’un geçmiş yıllarıyla ilgili doğru bilgiler vermektedir.
Bu “defter”in içerisinden almış bulunduğumuz bu kısa yazıdan anlıyoruz ki, Ruslar Bayburt’u 1915 yılının 2 Temmuzunda istila etmişler.
Öz belgeye göre yapılacak araştırmalar, Ruslar’ın Bayburt’ta olduğu günlerle ilgili daha doğruları vereceği bir gerçek. Burada vurgulamak istediğim konu günlerle ilgili bazı gerçeklerin üzerine gitmek değil. 
İstiyorum ki 21 Şubat Bayburt’un Kurtuluşunun 98. Yıldönümünde bizleri kurtuluşa erdirebilmek için canlarını, kanlarını seve seve veren, Şehit olan, Gazi olan geçmişlerimizin birkaç anısına yer verip, onları Rahmetle anmaktır.
Bu arada, geçmiş yıllardaki 21 Şubat Bayburt’un Kurtuluş yıldönümlerinde fazlaca vurgulanmamış, dile getirilmemiş olan birkaç konuya daha yer vermek istiyorum. 
KADI PAHARI’NDAN GELEN YARIM DEPPE SU
Rahmetli Ana dedem Kalaycı Fevzi (DÖYER) Usta Ruslar Bayburt’u işgal edip, dışarı çıkma yasağı koyduğu sıralarda daha çocuk yaşta imiş.. Mahalle aralarında gezen Rus askerlerinin çoğunluğunu ise Ermeniler oluşturmaktaymış o sıralarda..
Bayburt’un Ruslar eline esir düştüğü günlerde şehirdeki Müslüman Türk evlerinde genç denecek yaşta kimse bulunmadığı gibi, genellikle evlerde çoluk çocuğun yanısıra neneler le, dedeler, gelinler bulunmaktaymış..
Akşam olup, yavaş yavaş karanlık bastığında azgın Ermeniler Müslümanların evlerine girmeye çalışır, girebildikleri yerlerde ise hem namuslar kirletilir, hem de genç – ihtiyar demeden orada bulunan kişilere işkence yapılıp, boğazlanırdı.
Gece evlere girmek isteyen azgın Ermeniler’den kendilerini kurtarmak için Uzungazi Mahallesi’nde bulunan yedi kadar bitişik ev, içeriden duvarlardan açılan oyuklarla birbirlerine bağlamışlardı. 
Bu oyukların varlığını kırk - elli yıl kadar öncesine kadar gözlerimle görmüştüm. Tam bir kapı görünümündeki bu oyukları ilerleyen yıllarda herkes kapattıysa bile yerleri yine de belli idi. O sıralarda gece bir evde topluca bulunup, bağırıp çağırılır, çoğunlukta olduklarını vurgulamaya çalışırlar, sabah olduğu an herkes kendi evlerine çekilip gündüz uykusu çekerlermiş.. 
Yeni bir güne başlanıldığında da bu sefer dönüşümlü olarak diğer bir evde toplanıp, yiyeceklerini paylaşıp, değişik eğlencelerle geceyi geçirirlermiş..
Öyle bir an gelmiş ki, evlerin hiçbirinde kurunların içerisinde içecek bir damla su bile kalmamış… Özellikle küçük çocuklar “Su!.. Su!..” diye ağlamaya başlamışlar.. Dışarı çıkıp su almak bile yasakmış. 
En yakın su kaynağı ise Çarşıbaşı’ndaki “Kadı Paharı”ymış.. Oraya gidebilmekse kolay değil; her tarafta Ermeni askerleri “devriye” geziyorlarmış…
Fevzi dedem, annesi Asiye Hanıma “Bana bir deppe verin ben gidip size Kadı Paharı’ndan su getireyim..” demiş.. “Olur du, olmaz dı” derken, dedem deppeyi kaptığı gibi Kadı Paharı’nın yolunu tutmuş.. 
Bir deppe suyun yolunu dört gözle bekleyen yedi evin “ahali”si geciken küçük Fevzi’nin Ermeniler’ce Şehit edildiğini sanıp ağlaşmaya başlamışlar bile..
Kapının dışından Ermeniler’in ayak seslerini duymuşlar; koşuşup duruyorlarmış.. Anlamışlar ki bir şeyler oluyor.. Birazdan kapı çalınmış, dedem içeriye düşmüş.. Deppeyle getirmeye çalıştığı suyun çoğu mermi deliğinin olduğu yere kadar inmiş miş.. Meğer Ermeniler ateş edip deppeyi delmişler; dedem kaçıp kurtulmuş.. O kadarcık suyu görenler ise o an bayram yapmışlar..

BİR NAMUS UĞRUNA
Sisneli Rıza Efendi vardı; onun bacısı vardı “gayet güzel bir gelindi.” Azimet KARATEKİN Hoca böyle söze başlayıp anlatmıştı 15 Mayıs 1998 Cuma günü.. Konu oldukça kısa ancak bizim, Müslüman Türk Milleti’nin büyük bir onur kaynağı olabilecek türde bir olay….
İşgal döneminde Sisneli Rıza Efendi’nin bacısı Şaziye Hanım’a Ermeniler “tecavüz” etmek istemişler; kadıncağızın peşine düştüklerinde, namusu uğruna, namusunu kurtarmak için kucağındaki çocuğu ile birlikte Çoruh Nehri’ne atlayıp boğularak Şehit oluyor..
Bu dönemde Ermeniler tarafından birçoğunun namusu kirlenmiş.. Birçok gelin – kız, çoluk çocukta namuslarını kurtarabilmek için kendilerini Çoruh Nehri’nin azgın sularına atıp Şehit olmuşlardı.
Rahmetli Ana Nenem (Taşmağazalar’da yakılan Salıpçı Dursun Efendi’nin kızı olan) Yaşar Hanım ağlayarak anlatmıştı bir anısını… “Urus Bayburdi basduğunda ben daha ufağıdım; göze gelürem diye, Ermeniler beni kız sanarlar da sapıklık yaparlar diye rahmetli anam üzüme mayıs sürmeden evden sokağa bırakmazdı..”
Aynı dönemde yaşayan birçoğunun anılarını dinlediğimde gördüm ki, aynı durumda olan birçok kız çocuğunun yüzlerine ise ya kurum, ya da çamur sürerek, özellikle çocukların çirkin gözükmelerini istemişlermiş..
YEDİ YAŞINDAKİ ÇOCUK CASUSUMUZ KARA NECİBE
Kaleardı Mahallesi’nde oturan Arap Hamdi (YILMAZ) diye birisi vardı; bu kişi savaştan önceki yıllarda ilim edinmek üzere Bayburt’a gelip, burada evlenince daha da gitmemiş, Halfikale’de yerleşmiş..
Eskiden Rusya’ya gidiş gelişler açık olduğu için o da Rusya’ya gitmiş.. Arap Hamdi Efendi Rusya’da bulunduğu süre içerisinde Rusça’yı da ana dili gibi öğrenmiş.. Rusya’dan döndüğünde ise hem Halfikale’de, hem de Saray Bahçesi’nde bağcılık yapmaya başlamış..
Kendisini Bayburt Polis Karakolu’na bekçi olarak almışlar.. Onun birde kızı varmış; ona da Kara Necibe derlermiş, sanırım esmer olduğu için.. Kara Necibe sürekli karakola girer çıkarmış babasının yanına..
Kara Necibe Hanım bekçi kızı olduğu için Rus nöbetçilerinin yanı sıra, Rus yöneticileri bile bir şey söylemezlermiş.. Babasının yanında bulunmasına bile bir şey demezlermiş..
Ruslar Bayburt’u işgal edince Bayburt Polis Karakolu’nda bulunan görevlilerin görevlerine “son” vermişler. Arap Hamdi Efendi hem Rusca’yı bilmesi, hem de manibla ile telgraf yazıp, gelen yazıları çözebilmesi nedeniyle onu görevden almamışlar. Yedi yaşındaki Kızı Kara Necibe ise yine eskisi gibi karakola gidip geliyormuş.. Rus yetkililer bile ona bir şey demezlermiş..
Ednan METİN abi, anasının bir anısını şöyle anlattığını söyledi:
“Ruslar, senin hayvaniyin, benim hayvanımı alirlar cebri olarak.. Kaleardı’nda bizim evin aşağısındaki büyük bahçede kesip, büyük bulgur kazanlarında pişirir, sularını alıp kendi askerlerine verirlerdi.
Geri kalan etleri – kemikleri ise bize verirlerdi. ‘Bunları kazıklara (çocuklara) verin..’ derlerdi. Beni tanıdıkları için her zaman pişirdikleri etten bana verürdüler..”
Arap Hamdi Efendi, Rus yetkililerinden karakola gelen Rusça telgrafları yazıp, bir de Türkçe’ye çevirir, Rusça’sını ilgililere, Türkçe yazanı da kızı Kara Necibe’nin koynuna koyup, onun bu “suret”leri “Türkler’in toplantı yaptığı mahsene götürüp, söylenen kişiye verirmiş..”
Necibe Hanım Ruslar’ın işgalleri bitinceye kadar bu casusluğu sürdürmüş.. Öyle ki, “Rusya’da isyan çıktığını, Bayburt’ta bulunan Ruslar’ın geri çekilecekleri için hazırlık yapmalarını isteyen telgrafı da bizim yetkililere” iletmiş. 
Bütün mukaddesatları uğruna kanlarını, canlarını seve seve vermiş olan Şehitlerimize, Gazilerimize Allah’tan Rahmet dilerim. Bugün aynı uğurda canlarını seve seve veren Mehmetçiklerimize, Güvenlik Güçlerimize, de Allah’tan Rahmet, yaralı olanlarına sağlık, geride kalan yakınlarına, Yüce Müslüman Türk Milletine Allah sabırlar versen der, saygılarımı, sevgilerimi sunarım 

 
Etiketler: RUSLAR,, BÜTÜN, DEĞERLERİMİZİ, ALIP, GÖTÜRDÜLER,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
BİZİM GAZETE
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
26
27
2
2
8
12
2
Medipol Başakşehir
26
23
2
2
8
12
3
Beşiktaş
22
19
2
4
6
12
4
Kayserispor
22
19
2
4
6
12
5
Fenerbahçe
20
25
2
5
5
12
6
Sivasspor
19
18
5
1
6
12
7
Bursaspor
18
22
4
3
5
12
8
Göztepe
18
22
4
3
5
12
9
Akhisarspor
18
18
4
3
5
12
10
Alanyaspor
17
25
5
2
5
12
11
Trabzonspor
16
23
4
4
4
12
12
Kasımpaşa
15
20
5
3
4
12
13
Yeni Malatyaspor
14
16
6
2
4
12
14
Antalyaspor
13
14
5
4
3
12
15
Atiker Konyaspor
11
12
7
2
3
12
16
Osmanlıspor FK
8
17
8
2
2
12
17
Gençlerbirliği
8
14
8
2
2
12
18
Kardemir Karabükspor
8
12
8
2
2
12
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı