Yazı Detayı
05 Nisan 2016 - Salı 11:36
 
Birinci Dünya Savaşında Bayburt'un İşgali ve göç
Serdar Göktaş
 
 

 

(Bayburt’ta doğmak, Bayburt’ta yaşamak, ama Bayburt’ta ölememek korkusu)

Birinci Dünya Savaşında Doğu Cephesinde Erzurum ve ardından Aşkale’nin Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine Bayburt, Osmanlı Devleti ve Rusya arasında bir sınır kazası durumuna gelmiştir. 18 Nisan 1916 tarihinde Rusların Trabzon’u işgal etmeleri üzerine Bayburt stratejik değerini bir kat daha arttırmıştır. Aşkale’den Bayburt üzerine harekete geçen Rus orduları, Bayburt’un doğusundaki Kop Dağında Osmanlı orduları tarafından durdurulmuştur. Milli tarihimize “İkinci Plevne” olarak geçen Kop Dağı savaşlarında Osmanlı ordusu ve Bayburt’tan bu savaşa katılan halk[1], 15 Nisan 1916’dan 16 Temmuz 1916 tarihine kadar Rus ordusuna karşı büyük bir mukavemet göstermiştir[2].11 Temmuz 1916 tarihinde 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa, 5. Kolordunun sorumluluğunda olan Kop ve Çoruh cephelerindeki birliklerin geri çekilmesi emrini verince Kop Dağı bloğu düşman tarafından ele geçirilmiştir[3]. Osmanlı Ordularının en nihayetinde direnişi kırılması üzerine, Ordu Kumandanlığından verilen emir üzerine Osmanlı askeri Bayburt’u boşaltmak mecburiyetinde kalmıştır[4].

Rus Ordusunun Bayburt’a doğru ilerlediği ve Osmanlı ordusunun Bayburt’u boşaltacağı haberi duyulunca Bayburt halkı telaşa kapılmıştır. Rus kuvvetleri, şehri ele geçirmeden önce merkezde ve köylerde bulunan halkın birçoğu göç hazırlıklarına başlamışlardır. Halk, askerlerin arasına karışarak sonu belirsiz bir yolculuğa çıkmıştır. Rus işgali ilk olarak Rus askerinin şehre giriş yönü üzerinde bulunan köyleri etkisi altına almıştır. İşgal güzergahında bulunan Bayburt’un Erikdibi köyünde işgal öncesi ve sonrası yaşanılanları, Bayburt’un yetiştirdiği ender şahsiyetlerden biri olan Mehmet Hocaoğlu “Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler” isimli eserinin başlangıcında şöyle anlatmaktadır:

“Bayburt’un Erikdibi köyünde dünyaya geldim. Rusların Bayburt’u işgali sırasında altı yaşının içinde küçük bir çocuktum, çok iyi hatırlıyorum. Sıcak bir yaz günü köyde göç hazırlıkları başladı. Öküz arabalarına yatak, kapkacaklar yükleniyordu. Babam sabahleyin bütün tavuklarımızı kesti, annem de kızarttı, tandırda ekmek yaptı. Birlikte arabayı yüklediler. Ayaklarımıza yeni çarıklar geçirdik. Yatsıdan sonra ay ışığında yola çıkacaktık. Evet bu gece doğup büyüdüğümüz toprakları, belki bir daha görmemek üzere, terke hazırlanıyorduk. Akşam karanlığının başlamasıyla köyümüze ancak on dakika kadar uzak olan Kuşluk Dağının üzerinde ışıkların yandığı görüldü. Köyde bir kaynaşma başladı. Bu ışıklar neyin nesi? Az sonra anlaşıldı. Rus askerlerinin yaktığı ocakların ışıkları. Göç yolunun gündüzden Ruslar tarafından kesildiği, askerlerimizin iki saat kadar uzaklara çekildiği haberi geldi. Göçmenin mümkün olmadığı anlaşılınca, arabadaki yükler tekrar yerlerine konuldu. Şaşkınlık, korku, telaş ve üzüntü ile geçen bir gece. Sabah oldu, güneşin çıkmasıyla karınca misali Rus askerinin köye doğru ilerlediği görüldü Rus işgali başlamıştı.”

Rus Askerinin Bayburt’a kuzeyden giriş yolu üzerinde bulunan bir köyde yaşayan ve göç için hazırlanırken göç yollarının tutulmuş olması sebebiyle köyde mahsur kalan Erikdibi köylülerinin artık Rus işgalinden en az zararla çıkmanın yollarını araştırdığını belirten Hocaoğlu sözlerine devamla:

“Irza tecavüz korkusundan köy kadınları, içten içe bir samanlığa doldurulmuş, giriş yeri de belirsiz duruma getirilmişti. Ruslar aç kurt sürüsü gibi köye daldılar, yağmaya koyuldular. Babam elimden tuttu, evimizin bir köşesine oturuverdik. Ruslar ellerine geçen her şeyi alıp götürüyor, biz de seyrediyorduk… Ruslar köydeki öküz, inek, sığır, koyun, keçi, at ne bulurlarsa önlerine katıp götürdüler. Soygun ve yağma akşama kadar sürdü. Artık alacakları bir şeyimiz kalmamıştı. Son olarak bir Rus askeri babamın saatini, bir başkası da sırtındaki cübbesini aldı. Köyümüzde yağma bir gün sürdü. Sonradan başka köylerde yağmanın üç gün sürdüğünü öğrendik. Nahiye merkezinin batısında kalan bir iki köyde Rusların şerefsizce saldırıda bulunduklarını ve çocuk, kadın, ihtiyar, hasta ayrımı yapmadan birçok masumu öldürdüklerini sonradan öğrendik.”[5]

Ruslar kuzeyden güneye ve doğudan batıya yürüyüşlerine devam ederken Osmanlı askeri de Bayburt’a doğru çekiliyordu. Bayburt’ta bulunan halk, bu durumu öğrenir öğrenmez göç hazırlığını yaparak yollara düşmüştü. Osmanlı askerinin Bayburt’a girişi ve sonrası yaşanan kargaşanın canlı tanıklarından biri olan ünlü Edebiyat tarihçilerimizden ve savaş sırasında Yedek Subay olan Mustafa Nihat Özön, ordunun Bayburt’tan çekildiği ilk günü şöyle anlatmaktadır:

“Şimdi Bayburt’un üstündeyiz. Bataryalar, şose boyunca aşağı iniyorlar. Bir tepeden ineceğimiz için etrafımıza bakıyoruz. Sağımızda Çoruh, büyük fabrikaya doğru, etrafındaki ağaçların aksiyle, bizi boğan temmuz güneşi altında serin ve gölgeli akıyor. Solumuzda ağır bir hava ile örtülü vadi içinde köylerden gelen askerler, muhacirler karıncalaşıyor. Kağnıların ezeli feryadı uzaktan insana hüzün veren bir ahenkle aksediyor. Dik bir merdiveni andıran yokuştan aşağı indik. Şehir bomboştu. Her yer bir harabeyi andırıyor; kepenkler bile kapanmış dükkanların içinde görülmeye değmeyecek lüzumsuz ufak tefek, darmadağın bırakılmış etrafa saçılmış, evlerin kapıları ardına kadar açılmış. Kanunlar (İnzibat erleri), ahaliyi çıkarıyorlar; başlarına çarlarını tutunmuş, gözleri korkunç ve alevle yanan bazı kadınların “kurban niregidem, bir şeyimiz yoh” diyorlar, evden eve ürkmüş kuşlar gibi kaçışıyorlar.

Bir çeşme başında kadınlar su alıyordu. İspirli Mehmet Onbaşı içmek için yaklaştı. Kadınlardan biri ellerini kaldırarak Mehmet Onbaşı’ya doğru yürüdü.

- Askerler ananız öle. Niçin bu gavurların yüzünü bize gösterdiniz diye bağırdı.

Çoruh’un üstündeyiz, köprüyü geçiyoruz. İstihkam bölüğünden birkaç nefer harekete çalışıyorlar. Köprünün kenarının suyu epeyce azalmış nehre bir daha baktım. Belki onu son görüşümdü. Gözlerimde bu son su hatırasının aksini taşıyarak mukabil yokuş tırmanmağa başladım. Yollar ayrılıyor. Kıtalar birbirine karıştı… biz toplandık, bir hayli ilerlemiş olan toplara yetişmeye gayret ediyoruz. Yol mahşer gibi kalabalıktı. Askeri kafileler arasında köylüler muhacirler de var. Sırtına vurduğu yatağı ile yola çıkmış bir ihtiyar, tab-utüvanı (kuvveti) kesilmiş olduğu yere çöktü. Yanımızda duran hastanenin mezarlığı hepimizin yakasına yapışmış gibiydi. Ortasında Umumi Harbin, bu soğuk ve sefalet şehirlerine Fatiha işleyen ufak abidesiyle, güneşin altında taze mezarları ve bazı mermerleri gözüken mezarlıkta yatanlarla, hastaneden nakli bir türlü bitmeyen hasta ve yaralıların feci akıbeti hepimizi ürkütecek bir haldi. İlerimizde ta ufkun hafif dumanlı maviliklerine kadar uzanan geniş yol simsiyahtı. Cephane kolları, sıhhiye bölükleri, büyük küçük ağırlıklar, seyyar hastaneler… herşeyherşey… deve, beygir, katır, merkep, her cins hayvan… bir toz bulutu içinde ileriye sürükleniyorlar.

Biz hastane yapılan kışlanın gerisinde kaldık. Toplar orada mevzi almışlardı. Batarya efradı sessiz bir faaliyetle işlerine koyuldular. Piyadeler bir tarlanın içinden yoldan geçenleri seyrediyor. Birden telefondan bir emir: “toplar ateş açacaklar. Düşman şehre giriyormuş.” “sağda sağda!” dürbünler hep bu söylenen etrafa çevrildi. Biraz evvel bizim indiğimiz yoldan, Ruslar, her zaman yaptıkları gibi, beygirlere ikişer ikişer binmiş iniyorlardı. Havayı yaran ilk mermi mevkiini inleterek buldu ve arkasından kopmuş bir şerit gibi, onları olduğu yerde mıhladı. Bu ilk mermiyi, ikinci, üçüncü takip etti. Artık hiç arkası kesilmiyordu. Tam bu aralık yer sarsıldı.; bütün Bayburt toz duman içinde kaldı; cephanelikle köprüler atılmıştı. Toplar, telefonun getirdiği emir üzerine grup ateşine başladılar. Son mermi de atılmıştı. Telefon tarassut dürbünü başındaki kumandanın emrini tebliğ etti: “Top bindir!”. Herşey hazır! Güneş artık ufka yaklaşıyordu. Öğledeki yakıcılığını kaybetmişti. Bayburt Muhafız bölüğü, istihkam bölüğü geçtiler. Biz de Varzahan gerisinde tekrar mevziye girmiş olan topların yanında kaldık…

…ileride dolaşan kumandan dörtnala geldi. Zaten koşulu olan batarya hareket etti. Kelkit şosesinde ilerliyoruz… yolun iki tarafı kafilelerle dolmuştu. Sabahtan beri arabaların taşıdığı hastalar buraya yatırılmış, iniltiden geçmenin imkanı yoktu. Bir meydanlıkta tek tük ateş yakılmış, etrafında çömelen insanların çehresindeki feci manzara bu alevler karşısında çok korkunç şekiller alıyordu… Bayburt’tan çıktığımız ilk gün böyle geçti[6].”

Rus kuvvetleri Bayburt’a girinceçemberde kalmak tehlikesi ile karşı karşıya kalan Bayburt bölgesindeki Osmanlı kuvvetleri, Kelkit, Zigana ve Madur bölgesinden Gümüşhane istikametine doğru halkla karışık olarak geri çekilmeye başlamıştır. Bayburt merkezde bulunan halkın yanı sıra köylerde bulunan halk da işgalin soğuk yüzü olan göçle tanışmak zorunda kalmıştır. Bayburtlular, başta İç Anadolu olmak üzere işgalin elinin ulaşamayacağı güvenli yerlere doğru yola koyulmuşlardır. Bu işgal sırasında Bayburt’tan Sivas, Tokat, Çorum, Yozgat, Amasya ve Kayseri şehirlerine büyük bir göç dalgası başlamıştır.

Göç kafileleri, askeri birliklerinde çekilme yolu olan Mutlu-Sünür-Köse-Kelkit yolunu takip etmiştir. Fakat sivil halkın tamamıyla kapladığı bu yoldan askerlerin çekilmesi güçlükle oluyor ve süratle yetişip ileride tutacakları mevzilere ulaşmaları gecikiyordu. Bu nedenle birlik komutanlarının kafileleri devamlı ve sık sık uyardıkları görülüyordu. Yolculuk esnasında ölenler, yol kenarlarında hazırlanan mezarlara konuyor ve başlarında ancak bir fatiha okunarak yola devam ediliyordu. Bayburt’tan ve köylerinden göçe zorlanan bu insanlar, uzun Anadolu yollarında Temmuz sıcağının bunaltıcı havasına katlanarak yarı aç, yarı tok ve üstelik eşkıyanın baskın korkusunu[7] içlerinde duya duya ürkek ve şaşkın halleri ile varacakları yerlere 1-1.5aylık bir yolculuktan sonra varabilmişlerdir. Oturmaya ve yerleşmeye karar verdikleri il ve ilçelerde yerli halkla içli dışlı olmak için çoğu zaman bazı engellerle karşılaşmışlardı. Kendilerine muhacir adı verilerek uzun süre horlanmışlar ve yabancılara karşı Anadolu halkının ruhuna sinmiş olan geleneksel misafirlik duygularının belirtisinden mahrum kalmışlardır. Bayburt özlemiyle gönülleri dolu olan bu insanlar, düşmanın işgal altında tuttuğu vatan topraklarını terkedene kadar, gözleri yaşlı olarak Bayburt’a dönecekleri günleri heyecanla beklemişlerdir[8].

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Erzincan mütarekesi sonucu Rus işgalinde bulunan toprakların işgalden kurtulduğu haberi duyulunca, Orta Anadolu’nun şehir ve kasabalarına göç etmiş olan Bayburtlular yurtlarına dönüş hazırlıklarına başlamışlardır. Kayseri, Sivas, Yozgat, Tokat, Amasya, Çorum gibi şehirlerin merkez ve ilçelerine yerleşmiş bulunan halk resmi makamlardan dönüş için izin almışlardır. Bayburt Kazası halkı Barhana (Kervan) örgütlerini oluşturmak amacıyla beraber geldikleri aile gruplarını yine beraberce dönüş için bir araya getirme zorunluluğu duyarak, önce kafile teşkil konusu üzerinde yoğun gayret gösterdiler. Osmanlı hükümeti de idari makamlara yurtlarına dönecek olan göçmenlere imkannisbetinde yardım edilmesi emrini vermiştir. Bayburtlu göç kafileleri, genellikle geldikleri yolları takip ederek geri dönmüşlerdir. Çorum, Amasya ve Tokat il ve ilçelerinde bulunanlar, Erzincan-Suşehri-Şiran-Kelkit yol güzergahını, Yozgat, Kayseri ve Sivas ve ilçelerine göçmüş olanlar ise Sivas-Suşehri-Şiran-Kelkit yol güzergahını takip ederek Bayburt’a gelmişlerdir[9].

1919 yılının ilkbaharında dönüş hazırlıklarını tamamlayan aileler kafile halinde yola koyulmaya başladılar. Bu yollar göç kafileleriyle dolup taşmaya başladı. Zara ile Suşehri arasında eşkıya baskınları ile karşılaşınca kafilelerin güvenliğini sağlamak ayrı bir problem olmuştur. Bu sıralarda kendisi de bir Bayburtlu olan Suşehri Kaymakamı Ahmet Kemal Varınca, karargahı burada olan 3. Ordu kumandanı Vehip Paşa’dan göçmen kafilelerinin güvenliğinin sağlanması hususunda yardım istemiştir. Ordudan sağlanan güvenlik kuvvetleri, göç yolu üzerindeki birçok tehlikeden kafileleri korumuştur. Fakat yine de yol boyunca birçok acı sahne göze çarpıyor, ayrıca tifüs, kolera gibi hastalıklar insanların ölümüne yol açıyordu[10].Dönüş yolunda Bayburt göçmenlerinin yollarda çektikleri sıkıntılara tanık olan Naciye Umar isimli bir kadın o anları şöyle anlatmaktadır:

“Bayburt’a dönüyorduk. Zara, Suşehri ve Şebinkarahisar yollarında perişan insanlardan yol kenarında yatanlar ve oturanlar vardı. Yatar halde olanlar ya ölmüştü ya can çekişir durumda idiler. Hele yürümekten ayakları şişmiş ot yiyen askerleri görüyorduk. Annem bunlardan bir tanesine ekmek verdi. Bu askerlerin ekmeği alınca, annemin ellerine nasıl sarıldıklarını hiç unutamam. Kelkit’e yaklaşmıştık. Yol tozlu idi. Birbirini takip eden arabalardan çıkan ve kalkan tozlar hepimizi perişan etmişti. Bir öküz arabasının üstünde idim…yolun kenarında göğsü bağrı açık bir kadın cesedi vardı. Kadının cesedi şişmiş ve kokmuştu. Kadının açık göğsünde meme emmeye çalışan altı-yedi aylık bir körpe yavruda ölmüş fakat annesinin memesini ağzından bırakmamıştı. Bu manzara bizi çok ağlattı ve hiç unutamadık… kimdi bu kadın, nereden gelip nereye gidiyordu.”[11]

Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi ile birlikte başlayan işgal sürecinde Bayburt’un da içinde bulunduğu 6 doğu ilinde Ermenistan kurulmak istenmesi üzerine[12]Bayburt’a dönen muhacirler için yeni ve çetin bir mücadele dönemi başlamıştır. Düşman işgalinin ve yurdundan ayrı kalmanın acısını çok iyi bilen Bayburtlular, memleketlerini ebediyen kaybetme korkusuyla, Anadolu’da fitili ateşlenmiş olan Milli Mücadele’ye canla başla sarılmışlardır. Bayburt halkı,İstanbul merkezli kurulan Vilayat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’ne[13] bağlı Bayburt Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’ni kurarak bölgenin haklarını savunmak ve milli mücadeleye maddi manevi destek olmak üzere harekete geçmişlerdir. Milli Mücadele’nin başarıya ulaşması ve Cumhuriyetin İlanından sonra, Birinci Dünya Savaşı sırasında Bayburt’tan Çorum’a göç etmiş olanlar, Çorum’da gördükleri Saat kulesinin bir benzerini 1924 yılında Bayburt merkezinde inşa etmişlerdir[14]. Bu Saat Kulesi, Bayburt’ta Cumhuriyet’in ve bağımsızlığın sembolü olmuştur.

 

 
Etiketler: Birinci, Dünya, Savaşında, Bayburt'un, İşgali, ve, göç,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
BİZİM GAZETE
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
GALATASARAY A.Ş.
26
27
2
2
8
12
2
MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK
26
23
2
2
8
12
3
BEŞİKTAŞ A.Ş.
22
19
2
4
6
12
4
KAYSERİSPOR
22
19
2
4
6
12
5
FENERBAHÇE A.Ş.
20
25
2
5
5
12
6
DEMİR GRUP SİVASSPOR
19
18
5
1
6
12
7
BURSASPOR
18
22
4
3
5
12
8
GÖZTEPE A.Ş.
18
22
4
3
5
12
9
TELESET MOBİLYA AKHİSARSPOR
18
18
4
3
5
12
10
AYTEMİZ ALANYASPOR
17
25
5
2
5
12
11
TRABZONSPOR A.Ş.
16
23
4
4
4
12
12
KASIMPAŞA A.Ş.
15
20
5
3
4
12
13
EVKUR YENİ MALATYASPOR
14
16
6
2
4
12
14
ANTALYASPOR A.Ş.
13
14
5
4
3
12
15
ATİKER KONYASPOR
11
12
7
2
3
12
16
OSMANLISPOR FUTBOL KULÜBÜ
8
17
8
2
2
12
17
GENÇLERBİRLİĞİ
8
14
8
2
2
12
18
KARDEMİR KARABÜKSPOR
8
12
8
2
2
12
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı