Yazı Detayı
10 Haziran 2017 - Cumartesi 12:19
 
Bayburt Ermeni Tehciri Davası ve Nusret Bey’in İdamı
Serdar Göktaş
 
 

Osmanlı Devleti’nin, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesini imzalamasından sonra İtilaf Devletleri, İttihatçıları; Ermenileri öldürmek ve İngiliz esirlerine kötü muamelede bulunmakla itham etmişlerdir. Mütarekenin ağır şartlarını kabul etmek zorunda bırakılmış olan Osmanlı yöneticileri de, İtilaf Devletleri tarafından suçlandıkları konuları bir an önce çözmek çabasına düşmüşlerdir. İşgal devletleri tarafından baskı altında tutulan, hiçbir gücü ve itibarı olmayan Osmanlı Hükümetleri için Ermeni meselesi, ilk önce çözülmesi gereken bir konu olarak karşılarına çıkarılmıştı.

 

 

Mütareke sonrası kurulan Osmanlı Hükümetleri, Ermeni Tehcirini soruşturmak için komisyonlar ve suiistimalleri görülenleri yargılamak için Divan-ı Harb mahkemeleri kurmuşlardır. Ermeniler, bu elverişli ortamdan yararlanarak, tehcirin yapıldığı dönemde görev yapan idareciler aleyhinde yoğun bir iftira kampanyası başlatmışlardır. Bu iftira kampanyasının kurbanlarından birisi de, Bayburt Ermenilerinin tehciri sırasında Kaza Kaymakamı görevinde bulunan ve bu tehciri idare eden Mehmet Nusret Bey olmuştur.

 

 

Mehmet Nusret Bey, I. Damat Ferid Hükümeti tarafından 6 Nisan 1919 tarihinde Ermeni Tehciri meselesinden dolayı görevinden alınarak yargılanmak üzere İstanbul’a çağrılmıştır. Nusret Bey, Mustafa Nazım Paşa başkanlığındaki Divan-ı Örfi’de yargılanarak suçsuz bulunmasına rağmen yine de askeri hapishanede alıkonulmuştur. İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgali üzerine tüm Anadolu’da olduğu gibi İstanbul’da da gerilen ortamı yumuşatmak için Hükümet, aralarında Nusret Bey’in de bulunduğu 40 tutukluyu serbest bırakmıştır.

 

 

Damat Ferit Paşa Hükümeti, 30 Eylül 1919’da istifa edince yerine 2 Ekim 1919’da Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulmuştur. Bu hükümet, Nusret Bey’i daha önce yargılanıp serbest bırakılmasına rağmen 6 Kasım 1919’da tekrar tutuklatıp cezaevine koymuştur. Nusret Bey ikinci tutuklanmasından sonra 18 Aralık 1919’a kadar sorgusuz sualsiz Askeri Hapishanede kalmıştır. Bu tarihte, Divan-ı Harb-i Örfi ve Dahiliye Nezareti arasında yapılan yazışmada: “Halen askeri tevkifhanede bulunan eski Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey hakkında Şura-yı Devletçe verilen men-i muhakeme kararı mazbata suretinin mumaileyhe bildirildiği” şeklinde bir açıklama yapılmasına rağmen Nusret Bey yine de serbest bırakılmamıştır. 

  

 

Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin istifası ile yerine 8 Mart 1920’de Salih Paşa Hükümeti kurulmuştur. Esad Paşa başkanlığındaki I. Divan-ı Örfi, 11 Mart 1920’de Nusret Bey hakkında Bayburt Müdde-i Umumiliğine (Bayburt Savcılığı) bir telgraf çekerek “Bayburt Ermenilerinin Tehciri sırasında Nusret Bey’in tutumu” ile ilgili bilgi verilmesini istemiştir. 15 Mart 1920’de I. Divan-ı Harb-i Örfi’de Nusret Bey’in yargılanmasına başlanılmıştır. Bayburt ve Ergani-Maden Ermenilerin tehciri dolayısıyla suçlanan Nusret Bey, bu suçlamalara karşılık tehcire tabi tutulan Ermenilerin jandarma koruması altında sağ salim gidecekleri yerlere sevk edildiğini, mallarının da oluşturulan bir komisyon tarafından satılıp parasının sahiplerine verildiğini belirtmiştir. Daha sonra mahkeme heyeti, Bayburt’ta bazı kişilerin ifadesine başvurulmasını talep etmiştir. Ancak o sırada Anadolu ile telgraf haberleşmesinin kesilmesi nedeniyle Bayburt ile irtibat kurulamayınca, 20 Mart’ta yapılması düşünülen Nusret Bey’in duruşması ileri bir tarihe ertelenmiştir.

 

Salih Paşa Hükümeti kısa ömürlü olmuş ve yerine 5 Nisan 1920’de 4. Damat Ferid Hükümeti kurulmuştur. Bu hükümetin en önemli meselelerinden biri Ermeni Tehciri davalarını hızlandırmak olmuştur. İşte bu amaçla yeni hükümet, 17 Nisan 1920’de I. Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesi başkanlığına Eski Bursa Valisi Mirliva Mustafa (Nemrut) Paşa’yı atamıştır. Mahkeme Heyeti, 20 Nisan’da Nusret Bey dahil 13 kişinin dosyalarını tekrar gözden geçirmiştir. I. Divan-ı Harb-i Örfi, 24 Nisan 1920’de çalışmalarına Mustafa Paşa başkanlığında başlamıştır. Hükümet, 26 Nisan’da da “I. Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesi’nin Teşkilat ve Vazifeleri” hakkında 13 maddelik bir kararname yayınlayarak: “tehcir davalarının öncelikli görüleceğini, yargılamaların gizli yapılacağını, bu mahkemelerde görülen davaların temyize götürülemeyeceğini ve sanıkların avukat bulunduramayacağını” açıklamıştır.

   

Divan-ı Harb-i Örfi hakkındaki kararname uyarınca Nusret Bey’in yargılanması sırasındaki tüm duruşmalar gizli yapılmış ve ona avukat bulundurma hakkı da tanınmamıştır. Nemrut Mustafa başkanlığındaki mahkeme, 28 Nisan 1920 tarihinde Nusret Bey’in davasına tekrar başlamıştır. Mahkeme Heyeti, Nusret Bey’in evraklarını inceledikten sonra 29 ve 30 Nisan 1920’de bazı gazetelere ilan vererek “Bayburt ve Ergani-Madeni tehcir olup sonradan geri dönen müslim ve gayrimüslimlerden İstanbul’da bulunanlarının önümüzdeki cumartesi günü zevali saat onda Divan-ı Harb-i Örfi’de hazır bulunmalarını” istemiştir.

 

Gazetelere verilen ilanlardan sonra Mahkeme heyeti, ilanlar sonucu bulunan Ermeni ve Türk tanıkları dinlemek için duruşmalara kaldığı yerden devam etmiştir. Nusret Bey, 1 Mayıs, 2 Mayıs, 24 Mayıs, 24 Haziran ve 5 Temmuz 1920 tarihlerinde I. Divan-ı Harb-i Örfi mahkemesi tarafından beş kez daha yargılanmıştır. Mahkeme Heyeti, sanık Nusret Beyi; “Bayburt ve Ergani-Madeni tehciri sırasında Ermenilerin ölmesine, mallarının gasp edilmesine, Bayburt Mal Müdürü Ovakim Efendi, eşi ve kızlarının intiharına ve Ergani Mutasarrıflığında bulunduğu sırada da Trabzon’dan tehcir edilen Filoman Nuryan binti Manu ile 12 yaşındaki hemşiresi Naime Tesmiye’nin ırzlarına geçmesine sebebiyetten dolayı” suçlamıştır. Bu suçlamalar karşısında Nusret Bey; “Bayburt’un harp sahası içinde olması nedeniyle buradaki 6000-7000 civarında olan Bayburt Ermenilerinin iki kafile halinde kendisinin idaresi altında ancak 50-60 kadar jandarma erine ek olarak üç düzenli bölük ile jandarma kumandanı tarafından salimen Erzincan’a tehcir edildiğini, bu sırada bölgede herhangi bir olayın olmadığını, tehcir edilenlerin mallarının bir komisyon tarafından satılıp parasının da sahiplerine verildiğini bunun da kayıtlarının sabit olduğunu” belirtmiştir.

 

Nusret Bey’in bu savunmasına karşılık mahkeme heyeti, Türk ve Ermeni tanıkların ifadelerini dinlemiştir. Nusret Bey’in davasında tanıklar dinlendikten sonra Divan-ı Harb-i Örfi ilk olarak; Ermeni Tehciri olayında genel kanısını açıklamıştır. Mahkemeye göre:

 

 

(…) Yapılan mahkemeler sonucunda bahsedilen cinayetlerin her şeyden önce İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Genel Merkezinde tasarlanarak ve takrir olunarak Genel Merkez üyelerinden Dr. Bahaaddin Şakir’in başkanlığı ve Teşkilat-ı Mahsusa adı altında bir takım alçak ve adilerden oluşan grup tarafından bazı hatalar meydana getirildiğini ve karar Teşkilat-ı Mahsusa memurları eliyle taşra reisleri ve memurlara bildirilerek çoğunun onayı alınmış ve bu vahşete onay vermeyen Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey, Kastamonu Valisi Reşid Paşa ve ismi bilinen diğerleri gibi bazı hamiyetperver memurlar ise görevlerinden alınarak onların hayvani emel ve amaçlarına körü körüne alet olan Yozgat Mutasarrıfı Kemal -asılarak idam edilen- ve Ankara Valisi Atıf örneği insanlık düşmanları tayin edilmiş ve ondan sonra da gizli emirler gereğince ve bir vecih yazılı düzenleme (hile) ve hazırlanan kişiler aracılığıyla tehcir ve katliam gerçekleştirildiği Divan-ı Harb’de bulunan zabıtnamelerdeki kesin deliller ile kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır.

 

Bayburt Ermenilerinin tehcir ve öldürme olaylarında Nusret Bey’in oynadığı rolle ilgili tanık ve deliller ışığında (!) Mahkeme Heyeti’nin vardığı sonuçlar ise şöyledir:

 

(…) Zanlı Nusret Bey’in Bayburt Tehcirini garnizon kumandanlığından aldığı düzenli asker ve mevcut jandarmalar ile uyguladığı ve tehcire memur olarak Erzurum’dan gelen çeteci Mehmed Necati’nin yüzünü tanımayarak kovduğunu ve kazası içinde katliam olmadığını beyan ettiği halde işbu ifadelerinin hepsinin gerçek dışı olduğunun üstte kaydedilen şahitlik ve beyanlar ile ortaya çıkmasına ve bununla birlikte böylece sözü edilen facialara katılmış olduğu halde bu babda hiçbir güna kanuni girişimde ve tekrarının engellenmesi hakkında gerekli tedbirleri almadıktan başka olayı üstüne haber vermeye bile gerek görmemesi ve Erzincan’a teslim olanlar için bilgi ve haber verilmediği halde bunu da sessizlikle karşılaması ve sorgu sırasında ilk kafileyi resmi yazıyla Erzincan’a gönderdiğini ve fakat bu yazının cevabını almadığını beyan etmesine dayanarak bu konuda da vilayete şikayet etmemesinin sebebi sorulmasına karşı (o vakit zaten iş bitmişti) yolunda cevap vermesi (…)

 

(…) Nusret bey güya tehcirden sonra gelen bir emirde hiçbir Ermeni bırakılmaması, bırakıldığı takdirde idam ile tehdit edildiğinden dolayı, ailece intihar eden Bayburt Mal Müdürü Ovakim Efendi’yi de tehcire tabii tuttuğunu ve bununla birlikte Ovakim Efendi’nin intiharında suçu olmadığını söylese de Ovakim Efendi’nin ailece İslam dinini kabul etmiş olması üzerine tehcirden istisna edilmiş ve bundan sonra da Nusret Bey’in Ovakim Efendi’nin evine giderek kızlarını kendisine vermesi yolundaki isteğini red etmesine dayanarak tehcir ile tazyik etmeye başlamış ve Ovakim Efendi’nin kendilerinin de tehcir edildikleri takdirde öldürülecekleri düşüncesiyle kendisi ile iki erkek oğlunun asılarak, eşi ile kızı ve kız kardeşi zehir içerek intihar etmiş oldukları muhakemeden anlaşılmasına ve Nusret beyin olay yerine gitmediğini ve olayı zabıtadan öğrendiğini beyan ile böyle yürek sızlatan bir olayı, sıradan bir olay olarak görmesi ve Ovakim Efendi’nin evinin penceresinde terk etmiş olduğu anlaşılan vasiyetnameden de habersiz görünmesi de isnat edilen suçları sağlamlaştıran hallerden görülmesine ve Nusret Bey’in Ergani Mutasarrıflığında bulunduğu sırada da kendisi bekar bulunduğu halde küçük Naime kızı evine alarak bekrini izale ve kız kardeşi Filomeni de tecavüz ettiği Trabzon tehcirinin Divan-ı Harb tarafından yapılan mahkemesi sırasında tanık sıfatıyla çağrılan Filomenin Nusret beyin aleyhinde beyan ve ifade etmesine ve bunun Nusret beyin müdafaaten dermeyan eylediği üzere milli intikam saikasıyla düzenlenmiş bir ? ibaret olamayıp çünkü devletin bir memur ve işçisi veya milletin bütün fertlerinin ondan hassamend olamayacaklarına ve nitekim divan-ı harbçe çağrılan Ermeni tanık ve şikayetçilerin kendilerinin ırz ve namus ve hayatlarını koruyanları güzel bir dil ve şükran ile beyandan çekinmemeleri ifadelerinin sıhhatli olduğuna delil olduğuna ve olay sonrasında şikayete ve muayene raporu elde etmeye çalışmaları ise o zaman şiddet felaketlerinden başka bir faydayı gerektirmeyeceği aşikar bulunduğundan bahsedilen hususların olmaması da iddia edilen fiilin haksızlığına delil kabul edilemeyeceğine dayanarak Nusret Beyin bütün savunmasının akıldışı olduğu belirtilmiştir.               

   

Nusret Bey’in duruşması bittikten sonra mahkeme heyetinden Ferhad Bey, Nusret Bey’in vazifeyi suiistimalden 3 yıl cezalandırılmasını talep etmiştir. Bunun üzerine mahkeme başkanı Mustafa Paşa ve diğer üyeler Nusret Bey’in idamını istemişlerdir. Uzun tartışmalardan sonra mahkeme heyeti Nusret Bey’i 15 ay kürek cezasına çarptırmış ve mazbata-yı hükmiyede bu şekilde düzenlenerek 4 Temmuz 1920’de mahkeme heyeti tarafından imzalanmıştır. Ancak hemen ardından Mustafa Paşa başkanlığındaki Divan-ı Harb-i Örfi üyeleri Ferhad Bey’in dışında tekrar toplanarak Nusret Bey’in idamına karar vermiştir. Bu kararın geçerli olabilmesi için üyelerden Ferhad Bey’in de imzalaması gerekmiştir. Bunun için de ya Ferhad Bey’in ikna edilmesi ya da istifa ettirilerek yerine bir başkasının tayin edilip onun imzalanması gerekmiştir. İşte bu amaçla 27 Temmuz 1920’de Ferhad Bey, III. Divan-ı Harb-i Örfi üyeliğine tayin edilip yerine Mirliva Niyazi Paşa atanmıştır. Bunun üzerine idam kararı, 27 Temmuz 1920’de mahkeme heyetince imzalanmış ve 4 Ağustos 1920’de de Padişah Vahideddin tarafından onaylanmıştır. İdam hükmü, 5 Ağustos 1920 sabahı Nusret Bey İstanbul Bayezid Meydanında asılarak yerine getirilmiştir.

 

Nusret Bey’in, İstanbul Hükümeti tarafından idam edilmesinden yaklaşık bir buçuk ay sonra 22 Eylül 1920’de Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Ankara Hükümeti tarafından onun eşi ve üç çocuğuna “hidemat-ı vataniye tertibinden 1000 kuruş maaş bağlanması” kararlaştırılmıştır. Ankara Hükümeti, bu kararı 7 Ekim 1920’de Büyük Millet Meclisi’ne bir kanun layihası olarak göndermiştir. Meclis bu kanun layihasını müzakere etmek için 25 Aralık 1920’de toplanmıştır. Nusret Bey’in ailesine maaş bağlanması konusu mecliste sert tartışmalara neden olmuştur. Meclis toplantısında bu konu hakkında söz alanların çoğu, layiha aleyhine bir tutum almış olsalar da, yapılan oylama sonucunda oylamaya katılan 101 milletvekilinden 64’ü layihaya kabul oyu verince Nusret Bey’in ailesine maaş verilmesi onaylanmıştır.

 

İstanbul Hükümetinin hain olarak ilan edip astığı Nusret Bey’e, Ankara Hükümeti ve BMM sahip çıkmış, onun vatana yaptığı hizmetlerden dolayı ailesine maaş bağlanması için kanun çıkarılmıştır. Bu kanunla birlikte İstanbul Hükümeti’nin “Ermeni Tehcirinden dolayı suçlu bulup astığı, vatana ihanetle yargıladığı, bu yüzden ailesini aç susuz bıraktığı Nusret Bey’i” Ankara Hükümeti, ulu bir şehit olarak görerek bir anlamda temize çıkarmıştır.

 

Nusret Bey, Cumhuriyet döneminde de Cumhuriyet Hükümeti ve Bayburt halkı tarafından unutulmamıştır. Bayburt merkezinde onun adına “Şehit Nusret Parkı” açılmıştır. Bu park günümüzde varlığını hala sürdürmektedir.

 
Etiketler: Bayburt, Ermeni, Tehciri, Davası, ve, Nusret, Bey’in, İdamı,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
BİZİM GAZETE
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
26
27
2
2
8
12
2
Medipol Başakşehir
26
23
2
2
8
12
3
Beşiktaş
22
19
2
4
6
12
4
Kayserispor
22
19
2
4
6
12
5
Fenerbahçe
20
25
2
5
5
12
6
Sivasspor
19
18
5
1
6
12
7
Bursaspor
18
22
4
3
5
12
8
Göztepe
18
22
4
3
5
12
9
Akhisarspor
18
18
4
3
5
12
10
Alanyaspor
17
25
5
2
5
12
11
Trabzonspor
16
23
4
4
4
12
12
Kasımpaşa
15
20
5
3
4
12
13
Yeni Malatyaspor
14
16
6
2
4
12
14
Antalyaspor
13
14
5
4
3
12
15
Atiker Konyaspor
11
12
7
2
3
12
16
Osmanlıspor FK
8
17
8
2
2
12
17
Gençlerbirliği
8
14
8
2
2
12
18
Kardemir Karabükspor
8
12
8
2
2
12
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı