Yazı Detayı
21 Şubat 2017 - Salı 16:08
 
“21 ŞUBAT” 99 YIL ÖNCESİNDEN
Gider'in Gündemi
bayburtsila@gmail.com
 
 

Bu gün <<21 Şubat>> Bayburt için büyük önem taşıyan bir gün bu gün.. 99 yıl önce Atalarımız, Bayburt’umuzu ateş – kan ikilisinden, düşmanın soykırımından 1918’in 21 Şubat’ında kurtarmıştır. Bu nedenledir ki bu Millet, bu günü hiç mi hiç unutamamıştır - Unutmayacaktır!..

 

21 Şubat denildi mi Bayburt’ta, geçmişte 1918 (1334)’te yaşanan kötü olaylar - “ihrak vakası”nın yanı sıra değişik soykırımlar gündeme gelmektedir. 

 

Aynı yerde, birlikte yan yana adaletle yönetilerek yaşadığımız Ermeni topluluğunun, Müslüman – Türk toplumu üzerinde gerçekleştirmiş olduğu soy kırımların yaşandığı o ağlamaklı haykırışlarını duyarız. Peki bugün, o günkü Ermenileri kışkırtan dış güçler ne yapıyor dersiniz?.. O alçakça soy kırımların gerçekleştirenlerin gerçek yapımcıları (senaristler) se, bu durumdaki insanlık dışı davranışları gördükçe hep sevinç coşkularıyla karşımıza çıkmışlar, bizim Ermenileri yok ettiğimiz yalanının arkasına gizlenmişlerdir. 

 

Bayburt’ta yaptığımız bir araştırmadan öğreniyoruz ki, özellikle Ruslar’la birlikte Ermenistan’dan gelen Ermeniler, Bayburt’ta kandırılmış olan Ermeniler, 1918 öncesinde yaptıkları taşkınlıklarıyla – soykırımlarıyla komşuları durumundaki her Müslüman Türk ailesinden en az birkaçını yakarak, ya da değişik işkencelerle Şehit etmişlerdir.
“Değişik soykırımlar” sözündeki anlam nedir, diye sorulabilir.. Özet olarak açıklayayım, “soykırım: belirli bir inanç topluluğunun - etnik bir toplumun (ya da herhangi bir canlı topluluğunun) toplu olarak yok edilmesi durumuna denir. Soykırımın diğer bir adı da mezalim dir.” Evet, Ermeniler de nerede bir Türk görmüşlerse, onları yakmaktan, işkence ile topluca öldürmekten geri durmamışlardı..

 

Ailemde çok sayıda Şehidimizin bulunduğunu bilerek, bir düşünüyorum; acaba benim dedelerim – nenelerim, ailem, soykırım yapılması için ne günah işledi ki Ermeniler bunları yaktı – kesti?..

 

Bilindiği üzere bizim ailemizin iki ayağı var; birincisi Kafkasya kökeni olduğumuz baba tarafı, ikincisi ise Bayburt, Gümüşhane, dahası Karamanoğulları (Pir Ahmet) kökenli olan ana tarafımız. Her iki taraftan da Şehitlerimiz var.. 

 

Kafkasya kökenli baba tarafımıza bakıyorum: Hacıveli köyü’nde oturan çevrenin en zengin, en cömert – adaletli bir ailesi olarak tanınan Cefo (Cafer Oğulları) ailesi, bulunduğu yerde kendileri gibi yerli Türk, Müslüman Kürt, Gayrimüslim Ermeni, Rum gibi toplulukları barış içerisinde yönetmiş, onlara bir bakıma kol kanat germiş, korumuş bir aile..

 

Azınlıkta bulunan Rumlar, köydeki Ermeni kilisesi’nde aldıkları bir kararla dedemgili, yani ağalarını keseceklerini söylemişler.. Dedemin hizmetindeki Rum gelip durumu anlatıyor, bir gün, erken saatlerde aile yola çıkıyorlar. Dedem Ferhat Efendi’nin bacısının bulunduğu büyük Müslüman köyü olan Pazarcık’a doğru giderlerken, yine baskına uğruyorlar..

 

O dereyi gördüm; sert – dar bir vadi.. Bazı sert çıkışlar var, ancak bizim “Dikmetaş” gibi, ondan daha küçük sayısız taşlar bulunmakta burada.. İnce bir dere Subatan köyüne doğru akmakta (Subatan köyü’ndeki soykırım görüntülerle belgelenmiş bulunmaktadır. Dedemin anası, Nazlı Nenem’de bu köylüdür).. 

 

Dik taşların arkalarına gizlenen dedem, nenem, diğerleri kendilerini Ermeni askerlerinden kurtarsalar bile, dedemin çok yaşlı (kilolu) bir yengesi, Hamid dedemin hanımı Hediye neneye Türkçe olarak sesleniyorlar: “.. Gel bizim haçımıza tabi ol!.. Sana bir şey etmiyelim!.. …” O’da, rahmetli karşılık veriyor, “Sizin haçınıza… ..” diye. Tüfekle vurup Şehit ediyorlar o yaşlı nenemizi.. Ermeniler gidince, taşların arakasından çıkıp, o Şehidimizi derenin içerisinde gömüp, öyle yola çıkıyorlar.. 

 

İşte Vatanımızdan böyle kaçmak durumunda kalmışız. O kadar zengin olsak bile, hiçbir şey almadan, bütün varlıklarını orada bırakarak, uzunca çileli bir kaçakaçın ardından (1918’in baharında) Bayburt’a geliyorlar. Bu arada, Bayburt’a gelmeden Rahmetli Babam Mürsel Efendi Türk Yekmal’de doğuyor. Tam 99 yıl önce Bayburt’a gelmişiz. Yani 99 yıllık Bayburtlu’yuz!..
Bayburt’ta ise Anam Tevhide Hanım’ın anası Yaşar Nenemin babasını, “Salıpçı Dursun Efendi”yi yakalayıp, Taşmağazalar’a götürerek, orada yakıyorlar.. Şu kadar bir yara alan dedem bu “ehrak vakası”ndan kurtarabilen sayılı kişilerden birisidir.
Kars’ın Tekneli köyünden olan Nenem (Buraya daha önceleri Batum’dan gelmişler. Babam Mürsel Efendi’nin anası) Mühibe Hanımın yanında Ermeniler’in kardeşlerini kesmeleri sırasında kanın onu tutması nedeniyle bayılıp oraya yıkılması da onun yaşamasının bir nedenini oluşturduğunu burada söylemiş olayım.

 

Anlatmak istediğim şu: Hep söylemişizdir, “Milleti sadıka” olarak adlandırılan Ermeniler, Selçuklu Türk Devleti’nden, Osmanlı Türk Devleti’ne, diğer beylikler döneminde bile Türkler’den hep iyilik görmüş, onların kollarının, kanatlarının altında yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

 

Araştırıyorum da, görüyorum ki, Osmanlılar döneminde sayısız Ermeni kökenli vatandaşımız, devletin en önemli yerlerinde görevler almış, bu Ülkeye çokta yararlı işler yapmışlardır.

 

Sadrıazamlar, Sancak beyleri, kaymakamlar, müdürlükler, diğer değişik yöneticilikler gibi birçok işlerin başına bile getirilmişlerdir. Peki bu görevlerde bulunan Ermeni kökenli vatandaşlarımız görevlerini yaparken Türk toplumu tarafından horlanmışlar mıydı?..

 

Ermeniler için “Milleti Sadıka (Sadık Millet)” gibi bir deyim bile oluşturulmuştu. Osmanlı Ülkesi toprakları üzerinde şu kadar bir etnik topluluk varken, sadece Ermeniler için böyle bir deyimi dile getirmiş olmamızın değerini bilmeyen bazı kendini bilmez Ermeniler, dış güçlerin, özellikle de Ruslar’ın yeraltı çalışmalarıyla kendi efendilerine (Türkler’e – Osmanlı’ya) baş kaldırmak için, Ruslar’ın sınırlarımıza dayanmasını bile beklemeyip, 1800’lü yıllardan başlayarak bu günün PKK’sı gibi ortaya çıkmışlardı.. Bugün PKK’ya Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığını da o gün, Osmanlı Türkiyesi de aynı şeyi o gün yapmak durumunda kalmıştı.

 

Yıllıklara (salnamelere) bakıyoruz, Bayburt’ta “Baş Murahhas: Amper Vesyus Efendi” birçok yerde, “Kirkor, Mıgırdıç, Haçatur, Ohannes, …” gibi Ermeni adlarının yönetici olarak varlıklarını, görev aldıklarını görüyoruz.
Bugünkü PKK’yı besleyenler nasıl ki varlar, o günlerde de bu baş kaldıran Ermenileri tutanlar vardı. Onlarda bu durumdan kendilerine pay çıkarmanın yollarını aralayıp, zayıf düşmüş olan Osmanlı’dan toprak kopartıp, bağımsızlıklarını ilan etmek istiyorlardı. Çünkü onları kışkırtanlar öyle kandırmışlardı kendilerini..

 

Zorunlu göç olayının başlıca nedenleri zaten bu baş kaldırmadan başkası değildi. Çarpışan Osmanlı Ordusunu arkadan vuran Ermeni topluluğuna “Tehcir” Kararı” almak sanırım en “insancıl” bir davranıştan başka bir şey değildi.
Tehcir, yani zorunlu göç öyle kuralsız, kendi başına, adam sendelerle yönlendirilmiş bir durum olmayıp, belirlenmiş yasalar doğrultusunda, onların sağlıkları da göz önünde bulundurularak, askerlerin korumalarıyla, satışı yapılmış olan varlıklarının gelirlerini de üzerlerine alarak, güneye doğru, yine Osmanlı’nın olan vilayetlere doğru olmuştu..
Ruslar Bayburt’u “işgal” etmeden önce burada öyle güzel bir yaşantı vardı ki.. Komşu olan Ermeniler le Türkler birbirleriyle aralıklarla gidiş gelişler yaparlar; bazıları dostluklarını daha da ileriye götürerek, “kirve” bile olup, akrabalık derecesinde bir bağla birbirlerine bağlanırlardı. Bayburt’ta birçok Ermeni ailesi ile Türk ailesi arasında “Kirvelik” vardı.
Kirveliğin dışında birbirlerinin düğünlerine gidilir, dini bayramlarında birbirlerine saygı gösterilir – kutlamalar bile yapılırdı. Çok ilginçtir, Ramazan aylarında Ermeniler oruç tutmadıkları için, büyükleri toplanır çoluk çocuklarına, “Sakın Müslümanlar’ın yanında – tarlasının yanında yiyip içmeyin, onlar oruçlar; onlara saygılı olun..” gibi öğütlerde bulunduklarını büyüklerimizden çok dinlemişizdir.

 

Birçok sanatçı büyüğümüzün ustasının Ermeni olduğunu da çok iyi biliyoruz. Bazı mesleklerde Ermeniler oldukça ileri idi. Bazı sanatlarda (bir dönem) Türkler oldukça geri idi; diyelim ki taş ustalığı yapmak utandırıcı bir işmiş gibi gelirdi Türkler’e.. Bu konu çok ilginçtir; çünkü koskoca Bayburt Çini Mescit Kalesi’ni yapan bir Milletin torunları bu duruma bile getirilmişti.
Düşünebiliyor musunuz, bir Pazar günü, kol kola iki kişi kaleye doğru çıkıyorlar.. Evlerin aralarından dolana dolana, diye - güle eğlenerekten ilerliyorlar.. Birisi Türk, diğeri Ermeni.. Dahası, orada sağ tarafta ince görkemli minaresiyle güzel bir görüntü sağlayan Pilavefendi Camii var; sol tarafta ise kocaman bir kilise…

 

O da bir şey mi?.. Ermeni ile Türk vatandaş sarılıp, birbirlerini kutlayıp, birisi camiye, diğeri ise kiliseye gidiyor.. Birbirleri ile ilgili inançlarına saygılarını hiç yitirmeden bu güzelliklerini sürdürüp gidiyorlar..
Müslüman Türk biliyordu ki, Ermeni de olsa, o bir Hıristiyan da olsa hem aynı ülkede yaşayan birer vatandaştı, ayrıca Yüce İslam dininin onlara komşuluk konusunda üzerlerine yüklediği yükümlülükleri vardı.. E, Ermeni de olsa, onlarda insandı; Müslüman vatandaş ona karşı böyle saygılıysa, onlarda karşılığını vermek durumunda kalıyordu.
Peki nasıl oldu da işler karıştı?.. Bu sorgulamayı yapmak, doğruları ortaya koymak görevi, eli kalem tutan, yazı yazmasını bilen her Müslüman Türk’ün boynunun borcudur. Şu an Bayburt’umuzda bir üniversite de bulunduğuna göre, büyük bir borçta bu üniversitenin – üniversitenin yöneticilerinin, öğretim görevlilerinin de boynundadır.

 

Bu borçtan tam 99 yıldır kurtulabilmiş değiliz!.. Eskiden “21 Şubat Kulturuş (Kurtuluş değil) Bayramı” programı, Taşmağazalar’dan başlardı; burada herkes mağazaların taş duvarları üzerinde Ermenilerce yakılan Müslümanlar’ın pişmiş etlerinin kalıntılarını görebilirdi. Ne oldu o canlı belgeler?.. Yok edildi. Bayburt’ta sağlam ne kaldı ki..
Şimdiki programa bakıyoruz, kuşa dönmüş.. Gerçek nedenini biliyorum ancak bu günü daha değişik etkinliklerle değerlendirebiliriz de.. Diyelim ki 99 yıldır o günleri görenlerin anlatımıyla bir “21 Şubat Anıları” anlamında bir eser bile ortaya koyamamışız. 

 

Ortaya konulan karanlık günlerin anılarını beyaz perdeye de aktarabilmek çok mu zordu?.. Diyeceğim o ki, Bayburt’un düşman zulmünden kurtuluşunun 100. Yılında inşallah böyle bir çalışmayı başta Bayburt Belediyesi, ardından Bayburt Üniversitesi, diğer kurumlar – kişiler üstlenir de, bu güzel Vatanı bizlere kanlarıyla – canlarıyla emanet eden geçmişlerimizin ruhları incinmez, daha da şad olur..

 

Bayburt’umuzun düşman işgalinden Kurtuluşunun 99. Yıldönümünü en içten duygularımla kutlar, bütün Şehitlerimize – aramızdan ayrılmış bulunan Gazilerimize Rahmet diler, Allah’tan, Memleketimize – Ülkemize böyle bir daha karanlık günler göstermemesini dilerim. Allah’a emanet olun. (20 Şubat 2017 Pazartesi)

 
Etiketler: “21, ŞUBAT”, , 99, YIL, ÖNCESİNDEN,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
BİZİM GAZETE
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
26
27
2
2
8
12
2
Medipol Başakşehir
26
23
2
2
8
12
3
Beşiktaş
22
19
2
4
6
12
4
Kayserispor
22
19
2
4
6
12
5
Fenerbahçe
20
25
2
5
5
12
6
Sivasspor
19
18
5
1
6
12
7
Bursaspor
18
22
4
3
5
12
8
Göztepe
18
22
4
3
5
12
9
Akhisarspor
18
18
4
3
5
12
10
Alanyaspor
17
25
5
2
5
12
11
Trabzonspor
16
23
4
4
4
12
12
Kasımpaşa
15
20
5
3
4
12
13
Yeni Malatyaspor
14
16
6
2
4
12
14
Antalyaspor
13
14
5
4
3
12
15
Osmanlıspor FK
11
19
8
2
3
13
16
Atiker Konyaspor
11
12
7
2
3
12
17
Gençlerbirliği
8
14
9
2
2
13
18
Kardemir Karabükspor
8
12
8
2
2
12
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı