ŞİDDETE KARŞI ULUSAL SEFERBERLİK

Hatırlarsınız;

Yılların belini büktüğü yaşlı bir kadın…

Elinde poşetleri ile banka karşısında uzun bir süre bankaya bakarak bekledi. Onu görenler bu uzun bekleyişe bir anlam veremese de daha sonra anlaşıldı her şeyin nedeni..  Meğerse çekiniyormuş bankadan içeriye girmeye. Kafasında ”bankaya nasıl girerim” diye hesap yapıyormuş. Banka şubesinin önüne geldiğinde uzun bir süre bir ayakkabılarına bir de içeriye bakan yüreği temiz teyzemiz, çamurlu ayakkabıları ile banka şubesine girmeye cesaret edemedi ve ayakkabılarını banka şubesinin önünde bırakarak çorapları ile şubeye girdi..  üstelik herkesin şahit olduğu olayda biri de çıkıp, ”teyze giy ayakkabılarını, buradaki insanlık senin çamurlu ayakkabılarından daha kirli” diyemedi ..

Yine, iş çıkışı isli kıyafetleriyle, koltuklar kirlenmesin diye boş otobüste ayakta yolculuk etmeyi tercih eden madencileri unutmak ne mümkün?..

Tesadüfen yoldan geçenler; Sobasına odun atmadan önce, odunu iki kere kovanın kenarına vuran bir teyzeyi görürler, bunu niçin yaptığını sorduklarında; ’böcek falan varsa, düşerek yanmasın diye’ cevabını alırlar..

Veresiye borcunu müşterisine hatırlatmak zorunda kaldığı için yanakları kızaran bakkalın halini de unutmayalım.. Fakat günümüzde Bakkal abiyi de kapitalizm ile birlikte süpermarketlere kurban edince bu naiflikte zamanla tarihe gömülmüştür.. 

Yozlaşan yaşam tarzına, gündelik konuşma diline ya da sıradan bir olaya baktığımızda dahi, güzel düşünmenin ve naifliğin nasıl yok edildiğini aleni bir şekilde görebiliyoruz aslında..

Eskiler de, eskiden güzelmiş..

Geçmişte yazılan şarkı sözlerinde ki zarafet ile son yılların popüler olmuş şarkılarını kıyasladığımızda da karşımıza çıkacak olan bariz kabalığı görebiliyoruz.. Nitekim günümüzde en hit şarkılar; tehditkar, argo ve müstehcen sözlerden oluşmaktadır genelde..

Ayrıca, internette ara ara karşımıza çıkan; kadınından erkeğine, çocuğundan yaşlısına kadar herkesin; sade, anlaşılır ve güzel bir lisan ile verdiği TRT arşiv röportajlarını hayranlıkla izlemişliğimiz de var..   E Bizde boşuna ah o eskiler demedik ya..

Evet şimdi herkes otursun, bu kadar ince ve naif bir düşünce yapısına sahip bir toplum iken, çalamadığı hayvanı bıçaklayan, maket bıçağı ile yeni doğmuş kedinin gözlerini oyan, yavru köpeğin ayaklarını balta ile kesen, trafikte yol vermedi diye sopalarla diğer bir sürücüye saldıran, değnekçilik yapıp otopark ücreti vermediği için bir vatandaşı herkesin gözü önünde bıçaklayan, insanları öldüren ve küçücük çocuklara tecavüz eden bir neslin nasıl meydana geldiğini düşünsün..

Sözümüz meclisten direkt içeri olacaktır elbette;

Zaten en başından beri verdiğimiz örneklerle sizleri de kıyasa sürüklemekti gayemiz..

Çünkü tüm kavramlar zıttı ile mana kazanmaktadır ve İnsan her şeyi zıttı ile öğrenecektir nihayetinde..

Edepsiz, edebin ne kadar güzel olduğunu, aptal zekanın değerini, kibirli sadeliğin vazgeçilmezliğini, derdi dünya olanın durumu ise şükrün kıymetini öğretecek bize.. En önemlisi ise insanlıktan ne kadar nasiplendiğini fakat insanlıktan nasibini almamışların bir hayli fazla olduğunu da göreceksin.. Yani kıyas ile toplumun vicdan muhasebesini samimi şekilde yapmış olacaksın..

Son günlerde Türkiye’nin gündemine oturan ve bizleri insanlığımızdan utandıran birçok vahşet haberini izledik bültenlerden.. Bu kadar emareden sonra ülkemizde bir toplumsal şiddet ve hoşgörü sorunu olduğu söylemek yanlış bir tabir olmayacaktır kanaatimce..

Kızmak veya alınganlık göstermek yok..

Söyleyeceklerimiz de hoş görülmeli..

Maksadımız toplumumuzu yermek, birilerine sen kötüsün diğeri çok iyi diyerek kayırmakta değil elbette..

Toz duman ortamında durumdan yararlanmak ta tarzımıza uymuyor..

Toplumsal şiddet ve hoşgörü sorununun nedenini herhangi bir zümreye mal etmek kadar saçma bir düşünce tarzı da olamaz zaten..

Nitekim bu konu milletin tamamını ilgilendiren ulusal bir meseledir.. Bozulan insan profili ve şiddet olaylarının artması üzerinden sırf çıkar sağlamak adına her hangi bir gruba veya topluluğa atıf ve ithamlarda bulunanları ezip geçtik bile...

Mana zıtlıklardan ibaret demiştik ya;

Herhangi bir olgu kimine göre iyiyken, diğerine göre kötü olabilir.. Dolayısıyla herkes kendi bakış açışı çerçevesinde haklılık payına sahiptir..

Biz iyi ile kötünün yanı sıra, dün ile bugünün de farkını ortaya koymaya çalışıyoruz aslında..

Toplum olarak geldiğimiz durumu göz önünde bulundurduğumuzda, geçmişe olan özlemimiz biraz daha artıyor.. Ekonomik sıkıntıların yaşandığı, refah seviyemizin çok düşük olduğu, o günlerdeki huzurumuzu ve yaşama sevincimizi kaybetmemizin üzüntüsü içerisindeyiz ayrıca..

Toplumsal katılım olmazsa olmazdır..

Biz tekrardan dönelim asıl konumuz olan toplumsal şiddete..

Herhangi bir canlının; keyfi veyahut sapkın düşüncelerle zulme maruz kalmasının, savunması bile gayrimeşrudur bizim nezdimizde..

Savaşlar dahi belli kurallar çerçevesinde yapılırken, kuralsız ve ne olursa olsun sonuca odaklanmış bir saldırganlığın vicdanı yoktur..

Kural tanımadan, toplumda güçlü olanın güçsüzü ezdiği, istismara uğrattığı, saldırdığı ve katlettiği hiçbir durumun izahı da mümkün değildir..

Toplumsal şiddet konusunda, millet olarak freni boşalmış bir araba gibi bayır aşağı gidiyoruz. Bir yere mi çarpacağız, birini mi ezeceğiz, taklamı atacağız? Ne olacağı belli değil. Kimse ne olacağını kestiremiyor. Kısacası cinnet toplumuna doğru yol alıyoruz..

Şiddet konusunda; polisiye tedbirler, yasaklamalar, yazılı kurallarla ancak gün kurtarılabilir.

Gelecek için kalıcı olamaz.

Şiddeti sadece polis ya da medya ile çözmek mümkün değildir. Toplumsal katılım da gereklidir.

Amaçsız, hedefsiz, ürkek, başıboş ve kendine güveni olmayan bir nesil izleniminden sıyrılarak; daha dinamik, daha kararlı ve daha duyarlı toplum oluşturarak içinde bulunduğumuz kaostan ancak kurtulabiliriz.

Yetkili kurumlar, eğitimciler, aileler ve kısacası toplumun tüm katmanları el ele vererek bu konuda ulusal seferberlik ilan etmeliyiz..

Yeri gelmişken, toplumun genelini ilgilendiren konuların düzeltilme çabalarında sadece gençlere öncelik verilmesini çokta doğru bulmuyorum açıkçası. Keza günümüzde haberlerde okuduğumuz iğrenç suçların büyük bir bölümü orta yaş üzerinde olan kesimlerce işlendiği de aşikardır..

Nitekim bu konuda, düzeltilme çabasında kullanılacak her türlü söylem, özellikle genellik ifade etmelidir..

Toplumsal şiddetin önlenmesi hususunda, yine orta yaş grubunda bulunan vatandaşlarımıza, diğer yaş grubuna mensup olan vatandaşlarımıza nazaran daha fazla sorumluluk düşmektedir..

Bu konu hakkında, uzman iletişim bilimci Prof. Dr. Ünsal Oskay da güzel bir değerlendirme yapmıştır; “Her şey ucuz maliyetli, hızlı, çabuk eskiyen bir hal aldı. Orta sınıfın rolü bugün değişmiş durumda. 1950’lerden önce orta sınıf gerçekten mutedil bir sınıftı. Komşusuna, bakkalına ‘akıllı ol, terbiyeli ol, nezaketli ol’ diyen bir yaklaşım vardı.. İnsanlar ilişkileri içinde paylaşarak yaşamı düzeltmek yerine başka türlü bir şey oldu, bencil bir zekâ ile yaşanan hayat. Ama bir şey yapmadan da durmak abes bir şey.”

Bu haftada gündeme ilişkin önemli bir konuyu sizler için yorumlamaya çalıştık..

Bir sonra ki yazımızda görüşmek üzere esen kalın..

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin kıraç
Hüseyin kıraç - 5 ay Önce

Beğendim çok

selim
selim - 5 ay Önce

Kadına ve çocuğa şidedet uygulayanın ben...

Uğur
Uğur - 5 ay Önce

Ferdi bey siz bilir miydiniz böyle incelikleri

Turan çalışkan
Turan çalışkan - 5 ay Önce

Eline diline yüreğine sağlık kardeşim.