Haber Detayı
04 Temmuz 2017 - Salı 12:56
 
Demirözü Balı Rokfor ( Roquefort ) Peyniri Gibi Marka Olabilir mi?
Türkiye’nin en kaliteli bal havzaları nerededir? Bu havzalardan öyleleri var ki yörenin sakinleri bile varlığından tam olarak haberdar değiller. Demirözü Balı mesela…
SÖYLEŞİ Haberi


“Arapların petrol silahı varsa, bizim de tahıl silahımız var. Petrolsüz yaşanabilir, ama tahılsız asla…” (Henry Kissenger)

 

Bayramlarda anne baba eli öpmek için memleket yollarına düşerken uçaktan çok otomobil tercih edilmeli bence.

 

Uçak, sunduğu bakış açısıyla coğrafyayı bir hakimiyet duygusu içinde izlemeye fırsat veriyor, bu doğru. Ancak kara yolculuğunun sağladığı o tecrübe paha biçilmez…

 

Kara yolculuğunda geçtikleri güzergahlara dikkatle bakanlar bütün doğal güzelliklerin yanında sakinlerinin kente kaçtığı, terkedilmiş bir Anadolu görmekte zorlanmazlar.

 

Anadolu’nun eylemsel felçliliği, tıpkı “Godot’yu beklerken“ deki insanların anlamsız bekleyişlerini andırıyor.

 

Anadolu, toprağı, insanı, yazgısıyla yüzyıllardır kıpırdamadan bekliyor…

 

Anadolu hep mi böyleydi yoksa bir takım politikalar mı bu muazzam ataleti doğurdu, kültür araştırmacıları bunu tartışabilir, biz konumuza dönelim.  

 

Anadolu’nun Bilinmeyen Tatları

 

Türkiye’nin en kaliteli bal havzaları nerededir desem çok az okuyucumuz doğru cevaplara yaklaşabilir sanıyorum. Ama bu kimseye tuhaf gelmesin. Çünkü bu havzalardan öyleleri var ki yörenin sakinleri bile varlığından tam olarak haberdar değiller. Demirözü Balı mesela…

 

İstanbul Erzurum yolu üzerindeki  Bayburt’a bağlı bu şirin belde, zengin bitki örtüsü ve coğrafi konumuyla Türkiye’nin Hakkari ve Bingöl’ün ardından kaliteli bal elde edilen üçüncü bölgesini oluşturuyor.

 

Sahip olduğu çiçek kapasitesi öyle 60, 70 tür ile izah edilecek gibi değil. Bölgenin müteşebbislerinden Hüseyin Çanakçı’nın el yordamıyla ulaştığı tür sayısı yüzlerle ifade ediliyor…

 

(Şimdiye dek hiçbir bilimsel çalışmaya konu olmadığı için asıl kapasite bilinmiyor.)

 

Bitki kalitesi öyle yüksek ki bu durum balın aromasını inanılmaz lezzetli hale getiriyor.

 

Kaliteli bal üretimi için her şeyin hazır olduğu böyle bir tabloda;

 

devletin gerekli teşviklerle bölgede arıcılık faaliyetlerini artırmasını,

 

prosedürlerin hafifleyerek arıcılık yapacak kişilerin önünün açılmasını,

 

gerekli kooperatif çalışmalarının hayata geçirilmesini,

 

verimliliği ve kaliteyi artırmak için üniversitelerle birlikte seferberlik başlatılmasını,

 

çeşitli etkinliklerle bu balın önce ülkemizde sonra yurt dışında tanınmasının sağlanmasını

 

beklersiniz, öyle değil mi?

 

Demirözü Balı için bunlardan kaçı yapılıyor dersiniz?

 

Size şaşırmayacağınız bir cevabı hızlıca verebilirim.

 

Hiç biri!

 

Anadolu’nun başka pek çok meselesinde olduğu gibi bu konuda da “Gemisini kurtaran kaptandır.” anlayışı hüküm sürüyor.

 

Ne markalaşma var ortada ne de bununla ilgili bir heves…

 

Tüm bölgede arıcılık ancak birkaç müteşebbisin gayretiyle ayakta duruyor.

 

Pazar mı?

 

Profesyonel anlamda bir pazar söz konusu değil.

 

Eş dost çevresi ne kadar kalabalıksa, o kadar artık…

 

Oysa Avrupa Ülkelerinde İşler Böyle Yürümüyor

 

Çünkü tarım ve tarımsal üretim ülkenin yüksek eğitimlilerinin de içinde olduğu ciddi ve stratejik bir alan olarak görülüyor.

 

Ve ülkeler üretimlerini coğrafi işaretlerle tescil ettiriyorlar.

 

Şöyle: İsviçre’de ünlü bir dağ olan “Matterhorn” İsviçre kanunlarına göre bir ürünün İsviçre’den geldiğini belirten dolaylı bir coğrafi işaret kabul ediliyor.

 

Bengal eyaletindeki “Darjeeling” bölgesinin ismi Hindistan’dan gelen çayları tanımlıyor.

 

“Ceylon” da, Sri Lanka’dan gelen çayları belirtiyor.

 

 İsviçre yapımı saatler için “Swiss” gibi uluslararası bir işaret kullanılıyor.

 

 Kolombiya Kahvesi için “Colombia”…

 

 Coğrafi işaretler bir malın ancak belli bir coğrafyada üretilebileceğini vurguluyor.

 

“Coğrafi İşaret, Markadan Daha Fazlasıdır.”

 

 O aynı zamanda, malın üretim süreçlerinin arkasındaki kültürü de ima ediyor. Bir İsviçre saati, o saatin arkasındaki çalışkanlık ve titizliğin de bir işaretidir.

 

Mesela Parmesan adlı dünyaca ünlü İtalyan peynirinin yapımında kullanılan süt üç ayrı otla beslenen ineklerden elde ediliyor. Süt sağıldı mı  bizdeki gibi bir şehirden diğerine gitmiyor. Azami 5 kilometre yolculuk yapabiliyor. Parmesan peyniri dünyanın herhangi bir şarküterisinde rafa konulmadan önce kalıplarda 1 yıl bekletiliyor.

 

Yine İtalya’nın meşhur evladiyelik balzamik sirkesi tavan aralarında 12 yıl bekletildikten sonra alıcısıyla buluşabiliyor.

 

Siz sirke ve peyniri satın aldığınızda İtalyan köylüsüne özgü emek ve sabrı da onaylamış oluyorsunuz.

 

Ve ülkeler bu ürünlerle tarımsal istihdamı artırarak büyük katma değer oluşturuyorlar.

 

Rokfor (Roquefort) peyniri malum.

 

Fransa’da bir mağarada üretilen bu peynir bugün dünyaya kilosu 30 euro’dan satılıyor.

Bu peynir ancak, kişi başına düşen milli geliri yüz binlerce doları bulan 500 haneli Roquefort köyünde üretilebiliyor. İstanbul’da üretilen Ezine peyniri gibi değil yani. Roquefort’a bu peyniri üretme hakkı 1666’da Fransız parlamentosu kararıyla tanınmış.

 

Biraz geç kaldığımız açık…

 

Tabi Fransa’da bu işin arkasında dev kooperatifler var.

 

Öyle ki bu kooperatiflerin toplam hacminin 1.8 trilyon doları bulduğu söyleniyor. Bu, Türkiye’nin 3 katı bir ekonomik büyüklük demek. 

 

Avrupa da coğrafi işaretlerin ticari değeri 75 milyar Euro’ya ulaşıyor.

 

Dünya coğrafi işaretlerle markalaşmaya yüzlerce yıl önce başlamış. Çünkü coğrafi işaretlerin petrolden daha değerli olduğuna inanılıyor.

 

Bir ürün coğrafi işaret aldığında dünya pazarlarında üretim maliyetinden on kat fazlasına alıcı bulabiliyor.

 

Parmesan peynirinin bir tekerleği 2 bin 500 Euro’dan satılıyor mesela.

 

Balzamik sirkenin 100 ml.’iyse 70 Euro’dan satılıyor.

 

Ama Demirözü Balı kendi muhitinde dahi hakkıyla tanınmıyor.

 

Tüm bunlar tarımın ehemmiyetini yeterli ölçüde kavrayamayışımızdan kaynaklanıyor.

 

Tarımda üretim için gereken enerji maliyetlerinin yüksek olduğu söyleniyor. Halbuki  Almanya ve Fransa’da olduğu gibi bu maliyetler pekala düşürülebilir. Güneş ve Rüzgarı enerjiye dönüştürmek için ülkemizden daha uygun kaç coğrafya sayılabilir ki.

 

Tarımsal ürünlere gelince. Ülkemizde sadece peynirin bile yüzlerce çeşidini saymak mümkün.  Resmen bir servetin üzerinde oturuyoruz. Biyoçeşitliliğimiz öyle zengin ki, zeytinyağından pamuğa, fındıktan havyan ırklarına kadar 2500 coğrafi işaret alabilecek ürünümüz var. Demirözü Balı bunlardan yalnızca biri. Şimdilik Gaziantep baklavamızın aldığı coğrafi işaretle teselli olmak durumundayız.

 

Ali Osman Aydın (YeniAkit)

 

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: Demirözü, Balı, Rokfor, (, Roquefort, ), Peyniri, Gibi, Marka, Olabilir, mi?,
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
BİZİM GAZETE
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
26
27
2
2
8
12
2
Medipol Başakşehir
26
23
2
2
8
12
3
Beşiktaş
22
19
2
4
6
12
4
Kayserispor
22
19
2
4
6
12
5
Fenerbahçe
20
25
2
5
5
12
6
Sivasspor
19
18
5
1
6
12
7
Bursaspor
18
22
4
3
5
12
8
Göztepe
18
22
4
3
5
12
9
Akhisarspor
18
18
4
3
5
12
10
Alanyaspor
17
25
5
2
5
12
11
Trabzonspor
16
23
4
4
4
12
12
Kasımpaşa
15
20
5
3
4
12
13
Yeni Malatyaspor
14
16
6
2
4
12
14
Antalyaspor
13
14
5
4
3
12
15
Atiker Konyaspor
11
12
7
2
3
12
16
Osmanlıspor FK
8
17
8
2
2
12
17
Gençlerbirliği
8
14
8
2
2
12
18
Kardemir Karabükspor
8
12
8
2
2
12
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı