ÇOCUĞUM ÜSTÜN ZEKÂLI MI?

Çoğumuz hem kendimiz hem de çocuklarımız için bu soruyu düşünmüşüzdür. Hakikaten psikolojik danışman olarak “Hocam benim çocuğum acaba üstün zekâlı mı?” sorusu, anne babalardan en sık aldığımız sorulardan biri. O nedenle bugünkü yazımda siz anne babalar için konuya ilginç bir örnekle (bir yönüyle) açıklık getirmeye çalışacağım.

Bir binanın yüksekliğini barometre (basınç ölçme aleti) yardımıyla nasıl hesaplarsın?

Bu soru, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’daki bir üniversitede fizik hocasının sınıfta sorduğu bir sözlü sınavıdır? Öğrencilerinden birisi soruya ilginç bir yanıt verir. “Barometrenin ucuna bir ip bağlarım. Sonra binanın tepesine çıkarım ve barometreyi ip yardımıyla yere inene kadar aşağı sarkıtırım. Ardından ipin boyunu ölçerek binanın yüksekliğini hesaplamış olurum.”

Bu orijinal cevap karşısında hoca öfkelenir ve öğrenciyi alay etmesi gerekçesiyle dersten bırakır. Öğrenci, verdiği cevabın doğru olduğunda ısrar eder. Nihayet üniversite öğrencinin durumunu çözmek için başka bir hocayı görevlendirir. Olayı burada durduralım ve size soralım. Sizce öğrenci geçmeli mi yoksa kalmalı mıdır?

Görevlendirilen yeni hoca, cevabın doğru olduğunu ancak formüllerin olduğu kayda değer bir fizik bilgisi kullanmadan cevap verildiğine hükmeder. Bunun için de öğrenciyi altı dakikalık yeni bir sözlü sınava tabi tutarak en azından temel fizik bilgisi olup olmadığını anlamaya karar verir.

Tahtaya kaldırılan genç ilk beş dakikayı düşünerek sessiz sedasız geçirir.  Bu sırada beden dilinden hayli zorlandığını anlaşılmaktadır. Hoca, zamanın tükenmek üzere olduğunu ve bir cevap vermesi gerektiğini hatırlatır. Genç, zihninde çeşitli cevapların dolaşıp durduğunu ama hangi cevabı kullanacağına karar veremediğini ifade eder. Acele etmesi için tekrar ikaz edilince aklındaki cevapların hepsini sıralar:

İlk olarak, barometreyi gökdelenin tepesinde çıkarıp kenarından aşağı bırakıp yere inene kadar geçen süreyi ölçerim. Binanın yüksekliğini, “cisimlerin havada aldığı hız” formülü kullanarak bulunabilir. Fakat barometre kötü olur. Çünkü barometre muhtemelen kırılacaktır (birinci çözüm).

Veya güneşli bir gündeysek şöyle yapabilirim. Barometrenin uzunluğunu ve yere dik konulduğunda gölgesinin uzunluğunu ölçerim. Ardından da gidip binanın gölgesini ölçerim. Artık tek ve basit bir içler dışlar çarpımı yardımıyla binanın gerçek uzunluğu bulunabilir (ikinci çözüm).

Yahut da binanın dışındaki yangın merdivenini kullanırım. Merdivenden yukarı doğru çıkarken elimdeki barometreyle binayı karışlaya karışlaya ölçebilirim. Tepe kadar barometreyi kaç defa kullandıysam bu sayıyı barometrenin uzunluğuyla çarpmam artık yeterli olacaktır (üçüncü çözüm).

İlle de sıkıcı ve alışılmış bir çözüm istiyorsanız tabi ki bunu da yapabilirim. Binanın tepesindeki basıncı ve zemindeki basıncı barometre yardımıyla ölçerek bunu uzunluk birimi olan metreye çevirebilirim (dördüncü çözüm).

Ancak bizler zihni özgür bırakma ve bilimsel yöntemler kullanma konusunda teşvik edildiğimiz için bence en iyi çözüm şüphesiz; bina görevlisinin kapısını çalmak, yeni bir barometre isteyip istemediğini sormak ve binanın yüksekliğini bina planına bakarak söylemesi durumunda ona elimdeki barometreyi vereceğimi söylemek olurdu. Bu sayede barometre kullanarak binanın yüksekliğini bulmuş olurdum (beşinci çözüm).

Not: Bahsi geçen öğrenci, daha sonra Nobel Fizik ödülü kazanacak olan Niels Bohr’dur. Ayrıca daha karmaşık olması nedeniyle astronomi (gökbilimsel) formülleriyle yaptığı çözüm yazıya dâhil edilmemiştir.

Kıssadan hisse: Üstün zekâlı çocukların en belirgin özelliği bir soruya/soruna farklı açılardan bakarak pek çok çözüm bulabilmeleridir. “Hocam çocuğumun farklı noktaları görebilmesi için ne yapmalıyım” dediğinizi duyar gibiyim. Zekâ ile ilgili doğuştan getirilen ve kontrol edemediğimiz farklılıklar vardır. Bu doğru. Ancak şunu unutmayalım; (doğum sonrasında) çocuklarımızı görsel, işitsel, bedensel, sosyal ve dil alanlarında farklı uyaranlar ve yaşantılarla beslememiz onlara zenginlikler ve farklı bakış açıları kazandırabilir. Bir kalıba hapsetmemiz, uyarıcılardan uzak tutmamız durumunda da zihinsel kıvraklıkları bir o kadar körelebilir. O nedenle çocukları bol bol okumaları, okuduklarını düşünmeleri, paylaşmaları ve eleştirmeleri konusunda (sanat ve spordan da yardım alarak) teşvik etmemiz yararlı olacaktır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
ALİ AYTEMÜR
ALİ AYTEMÜR - 1 hafta Önce

ÇOK GÜZEL...
TEKRARINI BEKLERİZ...

yusuf kuzu
yusuf kuzu - 1 hafta Önce

İnsanın tekrar tekrar okuyası geliyo çok beğendim

Nehir Şengül
Nehir Şengül - 1 hafta Önce

Gerçekten çok anlamlı ve insanı sürükleyen bir yazı duygularını hissettiriyor devamının gelmesini diliyorum... :)

Serhat söylemez
Serhat söylemez - 1 hafta Önce

Çok güzel olmuş

Oktay Tekinbaş
Oktay Tekinbaş - 1 hafta Önce

Benim çok işime yaradı bu yazı maşAllah elinize emeğinize saglık devamını beklıyoruz :)

Berat karagül
Berat karagül - 1 hafta Önce

Beklediğim ikinci yazı yine dolu dolu ve bilgilendirici bir yazı olmuş

Buğrahan Akay
Buğrahan Akay - 1 hafta Önce

Harbıden yararlı oluyo elinize sağlık

Mutlu Şahin
Mutlu Şahin - 1 hafta Önce

Çok başarılı bir yazı olmuş. Devamını bekliyoruz